22 Eylül 2013 Pazar

Meyveli soda



22 Eylül 2013 Pazar, masamda sıradan gibi duran boş bir meyveli soda şişesi.

Çocukluğumun bir kısmının Trakya'nın küçük bir ilçesinde geçtiğini çeşitli yazılarda çok defa söylemişimdir. Burası tüm sıkıcılığı, durgunluğu, sıcaklığı, samimiliği, sıradanlığı ile bildik kasaba ruhunun her yeri sarıp sarmaladığı küçük bir yerdi. İlkokula gidiyordum. Okul, büyük ahşap pencereli, güzel bir taş binaydı. Balkan Savaşları'ndan kalan bu iki katlı okul, o zamanlar yatılı olarak tasarlandığından kubbe gibi yüksek tavanlara sahipti. Anayola bakan kocaman demir bahçe kapısını biraz ürkütücü bulurdum.

O zamanları düşününce okulun her detayını, burada geçirdiğim vakitleri, ettiğim kavgaları, oynadığım oyunları, yaptığım yaramazlıkları, her şeyi bir film gibi izliyorum zihnimde. Bunu da tuhaf ve ürkütücü bulurum. Geçmişe bu kadar takılı kalmak -evet benimki takılı kalmaktır- düpedüz bir sorun olup çıkıyor bazen. Oğuz Atay'ın daha önce hakkında yazdığım sözünü bir kez daha hatırlıyorum şimdi: "Geleceğini kaybetmek, yaşanan zamanı da boşlaştırıyor" Hepimiz geleceğimizi kaybetmedik belki ama hepimiz geçmişimizi kaybettik. Sanırım benim için de geçmişini kaybetmek yaşanan zamanı boşlaştırıyor.


O geçmiş ve kaybedilmiş günlerin birinde, o küçük şehirde bir market açılmıştı. Genellikle bakkalların ya da kendine market diyen büyükçe bakkalların bulunduğu o kentte açılan ilk büyük market BİM'di aslında. Benim bahsettiğim o değil. Turuncu beyaz renkleriyle Çınar Market açılmıştı şehrin göbeğinde. (Şehir, kent dedikçe tuhaf duruyor doğrusu, daha önce yaptığım gibi kasaba demeye devam edeceğim bu yüzden) Çınar Market, Kırtasiyeci Kudret Abi'nin - ki kırtasiye ihtiyaçlarımızı genellikle ondan alır, derste kullandığımız on beş günlük "ünite dergileri" (on beş günlük müydü emin değilim aslında) de ona gelirdi - bulunduğu pasajın hemen yanındaydı. Bu pasajın teras gibi dümdüz olan üstü, okulun bahçe duvarlarının hemen yanında, onunla aynı seviyedeydi. Kudret Abi, okula telefon edip dergilerin geldiğini söyleyince öğretmen sınıftan iki kişiyi yollar, biz de duvardan atlayarak pasajın üstüne geçer, oradan merdivenle pasajın içine inerdik. "Kırtasiye" ismini garipserdim o zamanlar. Kendi kendime kelimenin kökenini bulma oyunu oynar ve ilk kırtasiyenin Asiye isimli bir kadın tarafından açıldığını, sadece makas sattığı için lakabının makasın kesme sesi sebebiyle "kırt Asiye" olduğunu düşünürdüm. "Kürt Asiye" şeklinde bir çıkarıma varmam da zor değilmiş aslında. Fakat sanırım o zamanlar hiç Kürt görmemiş, en azından hiç Kürt arkadaşım olmamış, Kürt kelimesini tek tük duymuştum. (Tek tük duymak, kart kurt duymaktan iyidir) Kırtasiyeden konuyu politik bir bağlama getirmeyeceğim, rahat olabilirsiniz.

Meyveli sodaların yeni yeni yaygınlaştığı, daha doğrusu limonlu sodanın yanında diğer çeşitlerin de yer almaya başladığı vakitlerdi. (Şimdi bile pek çok bakkalda sadece limonlu soda bulunur.) Çınar Market, çilekli, elmalı, vişneli sodalar da getirmişti. Eve gidip, yemek yiyip, okula geldikten sonra top oynayacak kadar vakit bulabildiğim geniş öğle aralarında okul bahçesinde arkadaşlarımla buluşup meyveli soda almak için Çınar Market'e gitmeye başlamıştık o sıra. İlk kim söylemişti, kim keşfetmiş, kim önermişti, bilmiyorum. Ama bu bir gelenek halini almıştı nerdeyse.

Sodalar arasından tercihim, çilekli olandı. Yeşil tombul şişesinde çilekli Freşa. Markette açtırdığımız sodaları hemen oracıkta içmez, şişenin ağzını gazı kaçmasın diye baş parmağımızla kapatarak, ağırdan alırdık bu küçük keyif faslını. Meyveli sodalarla ferahlar,  o büyük demir kapıdan okula girer, merdivenleri küçük ayaklarımızla çıkardık. Daha fazla uzamazdı soda içme faslı, okul bahçesinde son bulurdu.

Bahçede mavi önlüğüm, beyaz yakamla koşturup dururdum. Salıncakta sallanırken hep Güneş'e doğru gittiğimi hayal eder, bir kafa golüyle Hakan Şükür oluverirdim, frikik golüyle Hagi. Her teneffüs ziliyle, Şirinler'den başka bir şirin olur, kimi zaman da Power Rangers olurdum bahçenin bir köşesinde.  Çınar Market'ten okula doğru, güle oynaya ilerleyen bir grup çocuğun arasında, elimdeki buz gibi meyveli sodadan içerken başımı yukarı kaldırınca, gözlerimi  kısıveriyorum Güneş'ten, salıncakta sallanırken yaptığım gibi.

Gözlerimi açtığımda: yıllar sonra bir pazar, Şişli'de, bir gazete binasının dördüncü katındaki masamda hiç de sıradan olmayan boş bir meyveli soda şişesi.



Freşa'nın eski hali

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme