24 Ekim 2018 Çarşamba

Anons: Ciddiyetten Alaycılığa Geçişte İkna Sorunu



Uzak İhtimal (2009) ve Yozgat Blues (2013) filmleriyle tanıdığımız Mahmut Fazıl Coşkun'un son filmi Anons (2017) başarısız bir darbe girişimini alaycı bir bakışla ele alıyor. Kendine has bir sinema dili yakalayan film, hikâyenin yeterince zenginleştirilmemesi, karakterlerin geliştirilmemesi nedeniyle dar bir alana sıkışıyor. 

Film, 27 Mayıs'ın ardından gerçekleşen başarısız bir darbe girişiminde İstanbul Radyosu'ndan "ihtilâl anonsu" yaptırmaya çalışan bir grup askerin hikâyesini konu alıyor. Bu ihtilal girişiminin, 21 Mayıs 1963'te Talat Aydemir'in başını çektiği askerler tarafından gerçekleştirilen kalkışma olduğu filmde pek
vurgulanmadan belirtiliyor. Radyoevi'nde geçen diyaloglarda 27 Mayıs darbesinde anons için teknik elemanın evden getirildiği, bir önceki girişimde ise anons yapılmadığı belirtiliyor. Anons yapılmayan darbe girişiminin 27 Mayıs'tan sonra yine Aydemir'in başlattığı ve dönemin başbakanı İsmet İnönü tarafından bastırılan kalkışma olduğu anlaşılıyor. Dolayısıyla filmde konu edilen ihtilâl girişimi, Talat Aydemir ve Fethi Gürcan'ın idamıyla sonuçlanan 21 Mayıs 1963 kalkışması. 

Mağlubiyetin tek sebebi

21 Mayıs kalkışması sırasında gerçekten bir "anons" meselesi yaşanmıştı. Emir komuta zinciri dışında darbe yapmak isteyen Aydemir cuntası, Radyoevi'ni ele geçirip bildiriyi okudu. Ancak daha sonra radyo, hükûmet yanlıları ve cunta arasında defalarca el değiştirdi. Sonunda radyo yayınını başka bir merkezden kestiren hükûmet yayına başladı. Genelkurmay Başkanı'nın radyoda yayımlanan demecinde “Türk Silahlı Kuvvetleri hükûmetin emrindedir. Talat'ın 3-5 adamı hüsrana uğrayacaktır. Bunlar toplanmaktadırlar” denildi. Cunta çözülmeye başladı. Aydemir'in hatıratında o geceye dair satırlar şöyle: “Hâlbuki karşımızda hiçbir kıta yoktu. Subaylar tankları bırakıp, bölükleri bırakıp kaçmasaydı, hiçbir şey olmayacaktı. Tek radyonun bu kadar tesirli bir silah olduğunu o zaman anladım. Mağlubiyetimizin tek sebebi radyodur."

Coşkun, Milliyet’ten Nil Kural’a verdiği röportajda da bu olaya değiniyor: “Anons’a kaynaklık eden hikaye beni çok cezbetti. O dönemde radyo üzerinden bir iletişim meselesi var. Askerlerin radyoyu ele geçirirse hakikaten başarılı olma ihtimalleri var. Dolayısıyla radyo o dönem için işin merkezinde bulunuyor ve radyoyu ele geçiren başarılı oluyor. Radyodan ‘Biz başarılı olduk’ dendiğinde halk buna ikna oluyor. Hatta Talat Aydemir’in tarihi bir cümlesi var, ‘Biz bir radyoya yenildik’ diyor. Dolayısıyla bu hikaye ancak o dönemde anlatılabilirdi.”

Belirsiz mekân


Film, karanlık bir araba sahnesiyle açılıyor. Bu ilk sahneden itibaren, tüm sahnelerin tek plan olarak çekilmesi ilginç bir tercih. Geniş açıları da görmediğimiz filmde, bu tercihlerin teknik bir kolaylık sağladığını da söyleyebiliriz. Bir dönem filmi olduğu için bu tercih dekor, plato gibi gereklilikleri büyük ölçüde basitleştiriyor. Kameranın açısına giren mekânlar oldukça sınırlı. Fakat bu çekim aynı zamanda filmin küçük, basit, tekdüze hikâyesini de destekler nitelikte; görüntü ile içerik uyumlu hale geliyor. Bu tercihin izleyiciyi "dinlendiren" bir yanı var. İzleyici, bir yerde sabit olarak durup olan biteni gözleyen konumuna geçiyor. Çokça "maruz kaldığımız" geniş açılar, drone çekimleri, hızlı geçişler, farklı açılar yerine daha minimal bir görüntü diyebiliriz bunun için. Diğer yandan bu tercih, mekânı ve zamanı belirsizleştirerek hikâyeyi bir "belgesel" havasından da çıkarıyor. Esinlendiği olayı, zamanı ve mekânı fazla vurgulamamış oluyor.

Coşkun, yukarıda bahsettiğim röportajda bu konuyla ilgili olarak da şunları söylüyor:
"Tabii ki hareket noktası tarihi vaka ve darbe girişimleri. Onları baz alarak yapılmış bir film ama benim bunu tekrar canlandırmak ve gündeme getirmek gibi bir niyetim yoktu. Bu yüzden filmi Aydemir’in girişimlerinden koparmaya çalıştım, bu konuyu çok da fazla hesaba katmadım. O gün yaşanmış hikâyelerden ilham alınarak yazılmış bir senaryo, ama bu girişimlerin bir ağırlığı yok"

Dönüşüme ikna olmak

Her bakımdan karanlık ve ciddi bir tonda başlayan filmin atmosferi, gitgide açılıyor. Gözlerini kırpmadan cinayet işleyecek kadar kararlı birer cuntacı olan askerler, ciddiyet dozunun gitgide azaldığı filmin sonunda kendilerini çorbacıda buluyor. Filmin ilk ve son sahnelerini yan yana koyduğumuzda aradaki kontrast açıkça görülüyor. Bu "seyrelme"nin biraz hızlı olduğunu, net bir dönüştürücü olay görmediğimiz için filmin birden komediye doğru kaydığını görüyoruz. Böyle bir değişimin, dönüştürücü bir olaydan sonra yaşanmasını bekleriz. Fakat askerlerin fırının aracına bindikleri sahneden itibaren ani bir değişim oluyor. Bu değişimin gerçekliğine yeterince ikna olmuyoruz. 

Filmin temel sorunu ise hikâyenin fazla geliştirilmemiş oluşu. Karakterlerin geçmişleri yok. Onları tanımamızı sağlayacak kişisel hikâyeleri sınırlı. (Askerlerin, bir önceki kalkışmanın ardından tasfiye edildiklerini anlamak bile güç) Darbe gibi büyük bir olayı birkaç kişi üzerinden anlatırken, bu kişilerin hayatları da hikâyeye dahil edilseydi, film büyük olay ile küçük hikâyelerin çatışmasından da beslenerek büyürdü. Binbaşı Kemal ile İstanbul Radyosu Müdürü arasında geçen "firicider" reklamı hakkındaki konuşma buna güzel bir örnek. Askerler üzerinden geliştirilmeyen bu çatışma, askerleri taşıyan sürücünün hikâyesinde de var fakat bunların yeterli olduğunu söyleyemem. 

Yine de filmin, baştan sonra derli toplu bir hikâye anlatmayı başardığını söylemek gerekir. Buzdolabının kullanımından martiniye; küçük ayrıntıları yerinde kullanan, Yozgat Blues'da olduğu gibi mizah tonunun sürekli altta hissettirildiği bir film Anons. Büyük gerilimlere yer vermemesine rağmen, hikâyeyi sürüklemeyi başarıyor. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme