17 Ocak 2015 Cumartesi

Hrant Dink'in "Büyük Kuş"u



Bulgaristan'dan gelen muhacir bir baba ile Yahudi bir annenin kızı olan Sevim Burak, "Büyük Kuş" öyküsünde hem bir kadın hem bir azınlık olarak, eril çoğunluk iktidarının kurduğu verili dilin yapısını bozmuş,  yeni bir "dil"le yazmıştır öyküyü. Bitmeyen cümlelerin, peş peşe dizilmiş fiilimsilerin, bilinçakışının önemli bir yer tuttuğu bu öykünün baş karakteri bir kadındır.

Öykü, kadının sosyal alanda kendine ait tek yer olan evinden kentin caddelerine, sokaklarına çıkışı ile başlar. Kent öyküde bir erkek gibi anlatılır. Eril olanın tahakkümü altındadır kent. Kadın hayatı boyunca, çocukken kaybettiği "atmaca"yı, toplumsal düzende çoğunluğun arasında yer bulmasını sağlayacak gücü, arar. Öykü boyunca kadının, "kent" ile mücadelesine şahit oluruz. Sonunda şu satırlarla biter öykü:

"Seni görüyorum Ordasın - ağacın altındasın - nefes almıyorsun - gözlerin açık - upuzun yatıyorsun - koca kuşun yanında uyuyorsun"

Seher Öztürk, Büyük Kuş'a ilişkin makalesinde bu cümleleri şöyle yorumluyor: "Öykü kişisi bir kadın ve bir azınlık olarak ancak öldüğünde toplumda bir yer edinebilmiştir. Koca kuş ancak o zaman onun yanına gelebilmiştir."

Yaşarken çoğunluğun, kalabalıkların, gücün uzağında olan azınlıklar öldüğünde toplanan kalabalık, öyküde kadının ölümünden sonra yanına gelen koca kuş gibi gelir bana. Toplumda ancak öldüğünde bir yer edinebilir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme