"Sen İstanbul şâhısın / O da Galata şâhıdır"... II. Mehmed'in şiiri, asırlar sonra Çağlar Fidan'ın notaları ve sesi ile buluştu; ortaya müziğin "şâh"ı çıktı

Kısa bir kanun sesi ve ardından "Sen
İstanbul şahısın" sözleri... Fatih Sultan Mehmed'in daha doğru bir ifade
ile "Avnî"nin bir şiirinden tanıyordum bu dizeleri. "Sen
İstanbul şâhısın." İstanbul, bu mısraı yazan Sultan Mehmed'in yaşadığı ve
ondan sonra yaşanacak yüzyıllar boyunca tam da ayağımı bastığım bu tarihi
yarımadayı kapsıyordu yalnızca. Ve şarkı devam ediyordu: "O da Galata
şâhıdır". Galata yani az önce geldiğim, tam karşımda duran, "İstanbul"
olmayan o "öteki" yer. İstanbul bu kez, yaklaşık 600 yıl öncesinden
bugüne uzanan bir sürprizle karşımdaydı.
Bu şarkıyı ilk kez dinliyordum ama şarkının sahibi tanıdıktı. Son birkaç yıldır çok severek dinlediğim Çağlar Fidan'ın, o gün yayımlanmış yeni bir şarkısıydı bu: Sevgililer Çağı'na Bir Şarkı. Sultan Mehmed'in sözleri, yüzlerce yıl sonra notalarla birleşmiş, ortaya dinlerken beni mest eden, defalarca başa sardığım harikulade bir eser çıkmıştı. İstanbul gibi bir şeydi bu; hem yeni hem de çok eski.
Yakından bir bakış
Şarkının açılışındaki mısra, aslında
şiirin son mısraıydı. Şarkı, bu güçlü şiirin ilk beyti ile devam etti:
"Bir güneş yüzlü melek gördüm ki âlem mâhıdır / O kara sümbülleri
âşıklarının âhıdır." Avnî, ilk mısrada "melek" dediği sevgilinin
yüzünü güneşe benzetiyor ve âlemin ay gibi ışığını ondan aldığını söylüyor.
İkinci mısrada, yine divan şiirinin çok tipik bir benzetmesi ile sevgilinin
yüzüne sarkan zülüfler, saç lüleleri, sümbüle benzetiliyor. Ancak bu zülüfler,
aynı zamanda ona âşık olanların bağrından duman gibi yükselen
"ah"lardır. Şiirden "âlemin sevgilinin ışığını ay gibi
yansıttığı" anlamı çıktığı gibi “sevgilinin yüzünün ay gibi parladığı”
anlamı da çıkar. Bu durumda burada Avnî’nin kelimelerle çizdiği hayal; çevresi
âşıkların "ah" dumanları yani siyah bulutlar ile kaplanmış bir
dolunaydır.
Şarkı, şiirin iki beytini atlayıp o
muhteşem mısralara varıyor: "Gamzesi öldürdüğüne lebleri cân verir / Varsa
o rûh-bahşın dini İsa râhıdır" Sevgili, gamzesi (ki divan şiirinde çoğu
zaman bir ok gibidir) yani bir bakışı ile öldürdüğü kimseye, dudakları ile
öperek ya da güzel bir söz söyleyerek can bağışlar, onu diriltir. Ölüleri
diriltmenin ise Hz. İsa'nın mucizelerinden biri olduğuna inanılır. O yüzden
Avnî, bu benzetmeyi bir sonraki mısra ile de bağlıyor: Varsa o ruh bahşeden
güzelin dini, İsa'nın yoludur. Tıpkı onun gibi ölülere can verir.
Divan şiirinde sevgilinin bir Hristiyan
olarak anlatılması da yaygın bir unsurdur. Avnî şarkının açılışında ve şiirin
sonunda yer alan mısra ile (diğer mısralarda da ayrıca yine buna ilişkin göndermeler
var) bunu daha da pekiştirir: "Avnîyâ kılma gümân kim sana râm ola nigâr /
Sen Sitanbul şâhısın, ol Kalata şâhıdır" Şair, ey Avnî diyerek kendisine
sesleniyor burada. Sesleniyor seslenmesine de ne dediği konusunda benim şüphem
var. Muhammet Nur Doğan, Fâtih Divânı ve Şerhi'nde bu dizeyi "Gönül
verdiğin güzelin sana râm olacağını asla umma" diye çeviriyor; "Çünkü
sen, (nihayetinde) İstanbul’un şahısın; o ise (güzellik ülkesinin başkenti olan
ve içinde, cennet gibi, hurilerin dolaştığı) Galata’nın padişahıdır."
Doğan "Galata'nın gayr-i müslimlerin yaşadığı bir semt olduğunu"
hatırlatarak "Avnî'ye göre içerisinde dolaşan huri gibi güzellerle
Galata’yı görenlerin, Firdevs cennetine gönül vermez olduğunu, şairin beyitte
sevgilinin padişah olduğu Galata ile kendisinin padişah olduğu İstanbul’u
karşılaştırdığını, Galata’yı üstün görerek oranın padişahı olan sevgilinin,
İstanbul’un padişahı olan kendisine baş eğmeyeceğini düşündüğünü"
söylüyor. Ancak "kılma gümân kim sana râm ola nigâr" ifadesini
"o güzelin sana boyun eğeceğinden şüphe etme" olarak anlamak da
mümkün gibi görünüyor. Yine de divan şiirinde "mutlu aşk" olmadığını,
aslolanın âşığın sıkıntı çekmesi olduğunu düşünürsek sevgilinin boyun eğmemesi,
bu geleneğe daha uygun düşüyor.
Şarkı burada bitiyor ama ben tekrar
tuşuna basıyor, yarımadada kalabalıkların içinde yürümeye devam ediyorum:
"Sen İstanbul şâhısın, o da Galata şâhıdır"...
************
Suriçi'nden sekiz manzara
Bu şarkı aslında Çağlar Fidan'ın eylül
ayında çıkaracağı albümün son şarkısı imiş. Fidan’ın ilk stüdyo albümü “Intra
Muros Istanbul” (Lat. “intra muros”: duvarlar içinde), sekiz şarkıyla Suriçi
İstanbul'undan sekiz fragman sunacak. Şarkılardan her biri Osmanlı ve
Cumhuriyet dönemi Suriçi'nden bir mekâna veya karaktere referansta
bulunuyormuş. Albümde Sevgililer Çağı'na Bir Şarkı'nın dışında örneğin 1847’de
Kumkapı’da doğmuş Ermeni müzisyen Udi Afet’in şarkısı, 1600’lü yıllarda Sultan
İbrahim’in huzurunda oynanılan raksın müziği, 19. yüzyılın ortalarında Çapa’da
“Acem’in Evi” adlı bir randevu evinde çalışan bir yosma için bestelenmiş bir
şarkı da var. Albümde solo performansların yanı sıra bir kuartet ve iki düet
bulunuyor. Bu şarkılarda Fidan’a Asineth Fotini Kokkala (kanun), Erhan Bayram
(İstanbul kemençesi), Nikos Papageorgiou (lavta) ve Muaz Ceyhan (yaylı tanbur)
eşlik ediyor. Heyecanla eylül ayını bekliyoruz.
(Milliyet Arkeoloji, 38) Haziran 2024
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder