12 Aralık 2012 Çarşamba

Çaya Şeker Koyma Oyunu






küçükken çay içtiğim zamanlar aynı oyunu oynardım hep. çaya şeker koyarken. büyük bir kuyuya dönüşürdü çay bardağı. toz şekerin her bir parçası bir "toz şeker canlısı"na. çay kaşığı da o canlıları kuyuya atan büyük bir mekanizmaya. şekerleri bardağa pat diye dökmezdim, yavaşça çaya değdirirdim çay kaşığını. şekerler alttan başlayarak yukarı doğru ıslanırlardı yavaş yavaş. "içlerinden biri kurtulacak mı diye merak etme oyunu" da devreye girerdi bu arada. ama hiçbiri kurtulamazdı, şeker tanelerinin tamamı ıslanırdı genellikle. bazen üstte kuru kalan kısımlar olsa da çayın içine atılmaktan kaçış yoktu. bir suç işleyerek "şekerliğe" doldurulmuş olan bu toz şeker canlıları, bir emirle kuyuya atılırlardı sıraları geldikçe. yine de en üsttekilere "ıslanmayarak kurtulma" umudu verirdim çocuk aklımla.

bizi büyük büyük şehirlere dolduruyorlar. büyük büyük okullara, büyük büyük iş yerlerine ya da. sonra sıramız geldikçe içimize bir parça da umut koyarak kocaman kuyulara bırakıyorlar. üstte kalırsak ve ıslanmazsak kurtulabiliriz belki. hele küp şeker olursak kurtulma şansımız yüksek. çünkü küp şekerlerle oynamanın ayrı bir kuralı vardı: şeker, çay bardağının kenarına bırakılır, çayın içine düşerse geçmiş olsun, dışına düşerse o tekrar atılmaz, şekerliğe geri bırakılır.

şimdi ambalajlara sardılar küp şekerleri şekerleri di mi? açınca geri koyma şansın yok. küp şekerler de kaybetmeye mahkum artık.

(küp ne güzel kelime. küp şeker hele. şeker küp. şeker küpü. hele şeker kübü dersek.)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme