23 Ocak 2013 Çarşamba

Canhıraş İtirazlara Cevaplar: Sezai Karakoç ve İkinci Yeni






Sezai Karakoç'u İkinci Yeni'den uzaklaştırmak için yapılan canhıraş hücum, yorum ve itirazları anlamak mümkün değil. Türkiye'deki Müslümanların / muhafazakarların / dindarların / İslamcıların -artık hangisini tercih ederseniz- Karakoç'u kendi bölgelerinde özerk kılma çabasından başka bir şey değil bu. Bu konuda söylenenler de edebiyat eleştirisi bakımından son derece isabetsiz yorumlar olmaktan öteye gitmiyor. 

Bilindiği gibi İkinci Yeni ortaya bir manifesto ile çıkmamıştır. Sonradan İkinci Yeni olarak isimlendirilen şairlerin birbirlerinden habersiz olarak benzer biçimde yazdıkları şiirlerle oluşan bir akımdır İkinci Yeni. Hatta bir akım olup olmadığı da tartışılmıştır. Bu şairlerin ortaklıklarının bir akım olmaya yetmeyeceğini dile getirenler vardır. Ancak İkinci Yeni'nin en az Garip şairleri kadar ortak noktaları olduğu bence aşikardır. Aksini iddia edenler birbirinin kopyası şiirler mi bekliyor bilmiyorum fakat böyle bir şey olmayacağı da herkesçe malum. Şairler hayatları boyunca aynı şiiri yazmadıkları gibi, farklı farklı kişilerin hayatları boyunca aynı şiirleri yazmaları da olası değildir.

Bu hareketin içinde kabul edilen şairlerin şiirlerine baktığımızda dilin kullanım şekli, gerçeklikle kurulan ilişki, üslup ve içerik bakımından “akım” teşkil edebilecek bir “yenileşme eğilimi” olduğunu, bunun da ortaklıklar yarattığını görürüz.  Mehmet H. Doğan'ın "dilde ve görüntüde bir çağdaşlık" [1] dediği bu eğilim, İkinci Yeni'nin en temel ortak çıkış noktasıdır. Elbette Karakoç'un şiirinde de bu eğilimi görmek mümkündür. Bu eğilim tesadüfî ve keyfî değildir. İktidarın dilini kullanmamak, yeni bir dil ve bu yeni dille yeni bir gerçeklik oluşturmak düşüncesinden doğmuştur bu eğilim. Karakoç, İkinci Yeni için "Yeni Gerçekçilik" tabirini kullanıyor ve bu eğilimi açıkça tanımlıyordu. Onun tabiri ile Laleli'den kalkan tramvayın artık Sirkeci yerine dünyaya gitmesi de bundandı. [2]

Ayrıca bu yeni dil ve görüntü hiç şüphesiz değişen toplumsal ortamla yakından ilgilidir. Hızla yeni bir ekonomik düzenle atılımlar yapan ülkede sosyal sınıflar da değişmekte, dönüşmektedir. Bu zaman dilimi içinde bir akım olarak ortaya çıkan en son şiir akımı da Garip olarak görülmektedir. Her şeyin gitgide değiştiği, karmaşıklaştığı, bilinmez hale geldiği, insanın doğa ve toplumla ilişkisinin giriftleştiği bir ortamda eski şiirin insanı anlatmaya yeterli olmadığına inanan şairler yeni bir dille çıkıyordu okurun karşısına. Turgut Uyar “Çıkmazın Güzelliği”nde “Ama şiir kendi başına yaşayan soyut bir yaratık değil. Geldiği sebepler, seslendiği, seslenmek zorunda olduğu yerler var.” derken bundan bahsediyordu.

İkinci Yeni şairleri alışılagelen gerçekliği yıkmak/değiştirmek için öncelikle yeni bir dil oluşturmak gerektiğini düşünmüşlerdir. [3] Ece Ayhan’ın “Biz genel olarak dili değiştirdik, grameri, sentaksı değiştirdik.” [4] demesi ile bu yeni tarza Karakoç'un "Yeni Gerçekçilik" demesi arasındaki ilişki de kolaylıkla anlaşılabilir. Gerçekliği yeniden kurmak, onu hazır verili haliyle değil, alışılmamış, mantığa uygun olmayan bir biçimde vermekle mümkündür. İkinci Yeni şairleri şiirlerinde yeni “ortak” dili bu mantık üzerinden kurmuşlardır. 

Bu yeni dil, genellikle sentaksın değiştirilmesi ve alışılmamış tamlamalar ile kurulmuştur. Alâattin Karaca dille ilgili değişimleri “sessel, yazımsal, sözcüksel, ters çevirme ve sözdizimsel sapmalar” olarak sınıflandırmış ve “alışılmamış bağdaştırmalar/mantıkdışı söylemler” olarak ayrı bir kategori daha belirtmiştir. [5] Bu sapmalara Karakoç'tan da örnekler veriliyor elbette. Sözdizimsel sapmalara Ece Ayhan’dan “Bakışsız Bir Kedi Kara”, “Yüzüklerinde altın parmaklar takılıymış”, “Giriyor bir kumru içeri camdan çatlak”; Turgut Uyar’dan “tiren dolu kadınlar”, “Sen bir susun, bağırmak benim işim”; Edip Cansever’den “Çocuklar ekmek yiyorlar gibidir sesin” gibi mısralar örnek verilebilir. Sezai Karakoç'un “göz kaş eder”, “Bu horozlar neyi ürperiyor çocukları mı?” dizelerinin diğer dizelerle ilgisi de ortada.

İkinci Yeni şiir, üslubu -kapalı, imgeci oluşu- açısından olduğu gibi içerik bakımından da bir akım özelliği göstermektedir. İkinci Yeni’nin imgeci oluşu genel kabul görmüş fakat “toplumsal içerik” bakımından bu şiirlerde bir ortaklık görülmemiştir. Elbette İkinci Yeni'nin toplumsal duyarlılıklar içerdiğini söylemek bile bazı kişilerce mümkün değildir zaten. Toplumcu olmamakla suçlanan hatta bazı şairlerin bu sebeple ayrıldığı bir akım olan İkinci Yeni aslında yine ortak bir toplumcu içeriğe de sahiptir. Ancak bu içerik yeni bir dil ve anlayışla buluştuğundan ne Nazım Hikmet’in toplumcu-gerçekçiliğine ne de ondan sonra gelen toplumcu-gerçekçi şiirlere benzemektedir. İkinci Yeni şairleri kendi özgün dilleri ve gerçeklik anlayışları ile toplumsal duyarlılıklarını da şiire yansıtmışlardır. Bu bağlamda Turgut Uyar “(…) ülkemizde edebiyatın bazı ölçülerde toplumun birçok sorunları açık kapalı, şiirde tartışılır, şiirde çözülür yahut çözülemez veya bu sorunlardan şiirde vazgeçilir” derken ve hatta “Çıkmazın Güzelliği” yazısının birçok yerinde toplumsal duyarlılığı açıkça belirtiyordu. Bunları göz önünde bulundurduğumuzda şunu söylemek mümkündür: Karakoç "toplumculuk" tarzı bakımından da İkinci Yeni ile uyum içindedir. Onun şiiri de bu duyarlılığı gösterir. Zaten toplumsal bir etki ile gerçekliği yeniden kurmak, iktidar karşısında bir taraf seçmek olduğundan tek başına bu da kanıt olarak gösterilebilir. Toplumdan etkilenip insanlık için bir şey söylemek İkinci Yeni ile Karakoç şiirini birleştiren zeminlerdendir. Söylenen şeyler farklı kaynaklardan beslense de... 

İşte ısrarla Sezai Karakoç'un İkinci Yeni'ye dahil olmadığını iddia edenlerin argümanı da budur: Beslenilen kaynakların farklı olması. Daha açık bir  ifade ile Sezai Karakoç'un dindar bir Müslüman olması. Bunun Karakoç'u İkinci Yeni'den ayırdığını söylemek tarafgir bir sesle "Hayır, hayır Karakoç bizim! Onu size kaptırmayız!" diye bağırmaktan başka bir şey değil. Tüm feryatların sebebi de bu zaten: İyi bir şair olduğuna inandıkları Sezai Karakoç'u, fikirleri bakımından "öteki" olarak gördükleri İkinci Yeni'ye kaptırmamak. Gurur duyulacağını düşündükleri bir şeyi kendilerine ait kılmak. Oysa şiir anlayışı bakımından 'İkinci Yeni şiir'e uygun düşmek Karakoç'un "ötekilere" kaptırıldığı anlamına gelmeyecektir elbette. 

Bu canhıraş itirazların en önemli dayanağı ise Karakoç'un şiiri hakkında söylediklerinden yapılan alıntılar. Bir şair ya da yazarın eserlerini tamamen göz ardı ederek onun kendi şiirini açıklayan sözlerine bakmak edebiyat eleştirisi açısından çok eskilerde kalmıştır. Bir şairin "ben o akıma dahil değilim" demesini bir edebiyat araştırmacısı çok da dikkate alamaz. Ortada metnin gerçeği var. Pek çok zaman şairlerin poetikalarına uymadıkları da görülür. Bu yüzden ikincil metinler olan poetikaların edebiyat tarihlerinde aynen tekrarlanması, birincil metin olan şiirlere bakılmaması, şairlerin aslında olmadıkları ama olmak istedikleri şekillerde anlatılmasına sebep olur. 

İkinci Yeni'nin ortaya bir akım olarak çıkmamış olması ve dolayısı ile ortada bir manifesto bulunmaması bu akımla ilişkilendirilecek şairlerin poetikalarından ziyade şiirlerine bakmamız gerektiğini gösteriyor. Poetikalar ya da şairlerin şiirleri hakkındaki sözleri, röportajları ancak ürünlerle uyum halindeyse kullanılabilir. Aksi takdirde sadece şairin düşündüklerini gerçekleştiremediğini gösteren bir çalışmaya konu olabilir bu ikincil metinler. Neticede İkinci Yeni şairleri de bu hareketi bir akım olarak görmüyordu. [6] Ama birincil metinler hiç de öyle demiyor.

Karakoç'un İkinci Yeni şairi olmasına itiraz edenler şiirlere bakmadıklarına göre bu gruba dahil olmak için İkinci Yeni şairleri ile içki masasında fotoğraf çektirmenin şart olduğuna inanıyorlar sanırım. Bende oluşan izlenim bu.

___________________________

[1] Mehmet H. Doğan, “İkinci Yeni Şiir,” İkinci Yeni Şiir: Antoloji-Dosya içinde, haz M. H. Doğan (İstanbul: İkaros Yayınları, 2008) 15

[2] Mehmet H. Doğan, “İkinci Yeni Şiir,” İkinci Yeni Şiir: Antoloji-Dosya içinde, haz M. H. Doğan (İstanbul: İkaros Yayınları, 2008) 25

[3]  Alâattin Karaca “İkinci Yeni Şiiri,” İkinci Yeni Şiir: Antoloji-Dosya içinde, haz M. H. Doğan (İstanbul: İkaros Yayınları, 2008) 278

[4] a.g.y, 279

[5] Alâattin Karaca “İkinci Yeni Şiiri,” İkinci Yeni Şiir: Antoloji-Dosya içinde, haz M. H. Doğan (İstanbul: İkaros Yayınları, 2008) 277- 290

[6] Mehmet H. Doğan, “İkinci Yeni Şiir,” İkinci Yeni Şiir: Antoloji-Dosya içinde, haz M. H. Doğan (İstanbul: İkaros Yayınları, 2008) 211



1 yorum:

  1. bu yazıya gelen itirazlar ve katkılar için bakınız pls: https://groups.google.com/forum/?fromgroups=#!topic/yordam/rP1d13frcJo

    YanıtlaSil